Şu an Cemre Fm'de
İLAHİ-EZGİ-ŞİİR (SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ)
Programını dinliyorsunuz
İSTEK HATTI
 

Kullanıcı Adı:

Şifre :

Yeni Üye | Şifremi Unuttum


Cemre FM Yayınını Sayfanıza Ekleyebilmek İçin
Aşağıdaki Kodları Sayfanıza Kopyalayın

Sayac 92
Bugün 92
Toplam 487742
Üye Sayısı 585
Bugün Üye Olan 0

 UYARI!: Lütfen mesajlarınızı bitişik yazmayınız, küçük harfler kullanıp, rencide edici mesajlardan kaçınınız!.

İsim Soyisim

:

E-mail

:

Ülke

:

Şehir

:

Mesajınız

:

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67
Sayfa: / 67 Toplam Mesaj : 802
Gönderen : maveranur Tarih: 02-04-2012 - Saat: 18:41:06
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
Dinimiz islama göre düğün adabı nasıl olmalı düğünler nasıl yapılmalı bütün bunların cevabı...

Düğün, nişan merasimlerinde esas olan haram işlememektir. Haram işlememek şartıyla mahalli adetlere uygun her türlü merasim yapılabilir. Kadınlar kendi aralarında def çalıp oynayabilir. Düğünde içki vermek çalgı çalmak kadın- erkek karışık olmak haramdır. Osmanlılar zamanında,düğün yemeği perşem günü ve gecesinde verilir o gece yani cuma gecesi zifafa girilirdi.Yatsı namazından sonra hoca efendi ile beraber, mahallenin ileri gelenleri,damadın yakınları damadı evine götürür, evde Kur'an-ı kerim okunup dua edildikten sonra evden ayrılırlardı.
Düğünde, az veya çok ziyafet vermek sünnettir. Resul-i ekrem aleyhisselam evlendiği zaman, ziyafet vermiş. Eshab-ı kiramdan olan Abdurrahman İbn Avf'a evlenince, "Bir koyun kesmek sureti ile de olsa ziyafet ver" buyurmuştur.
Düğünde, zenginleri de, fakirleri de davet etmelidir. Resulullah aleyhisselam: "O düğün ziyafeti ne kötü bir ziyafettir ki, zenginler davet edilir de, fakirler mahrum bırakılır" buyurmuştur.
Günah işlenmeyen düğünlere icabet etmek vacip ise de, yemek yemek mecburiyeti yoktur. Diğer davetler sünnettir. Düğünde içki, çalgı gibi dinen yasak olunan şeyler yapılıyorsa, icabet edilmez. Eğer,uygun olmayan şeylere müdahale etmeye gücü yetiyorsa müdahale eder. Topluluğa, alimlerden, salihlerden olan biri gelince, hürmeten ayağa kalkmalıdır.
Bir hadis-i şerif'te şöyle zikredilmiştir: "Ziyafete davetsiz giden, hırsız gibi girer, yağmacı olarak çıkar." Ziyafet sahibi, davetsiz gelenleri de gönül hoşluğu ile kabul ediyorsa, izinsiz gitmekte beis yoktur. Davetliler giderken ev sahibi, misafirlerini kapıya kadar uğurlamalı, gidenler de ev sahibinden izin istemelidirler.
Bir kimsenin evine misafir giden, eve girerken de, çıkarken de selam vermelidir. İzin almadan eve girmemelidir. Davet edenler, iki veya daha fazla olursa, en evvel davet edene veya yakın olana gitmelidir. Davet olunan kimse davet yerinde dine muhalif bir halden veya haram ve yasaklanmış eğlencelerden şüphelense veyahut yol uzak, sahibi de fasıklardan biri ise, davete gitmek vacip değildir.
Gerek düğün sahibi, gerekse herhangi bir kimse, haramdan hediye kabul etmemelidir. Bir adamın malının çoğu haram değilse, onun hediyesini kabul etmek caizdir. Kadınların düğünde evde kendi aralarında eğlenmeleri def çalıp oynamaları caizdir.Erkeklerin oynamaları,eğlenmeleri uygun değildir.Gelinin gelinliği iç kıyafet olduğu ve dini açıdan uygun olmadığı için eskiden yabancı erkeklere gösterilmez,dışarı gelinlikle çıkartılmazdı..
Gönderen : ömer çevik Tarih: 30-03-2012 - Saat: 18:48:21
Ülke : Türkiye
Şehir : mardin
Allah sizden ve sizin gibi İslama hizmet eden bütün kuruluşlara yardım etsin salih kılsın Allah sizden razı olsun...
Gönderen : maveranur Tarih: 29-03-2012 - Saat: 10:37:41
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
"Evlâdına Kur'ân'ı Kerîm'i öğreten ana babaya kıyâmet günü sultan tâcı
giydirilir." (Hâdîs-i Şerîf, Kenzü'l- Ummâl)
Gönderen : Sumeyye eray Tarih: 29-03-2012 - Saat: 01:20:37
Ülke : Türkiye
Şehir : Adana
Slm alykm Allahtan başarılarınızın devamını dıler tum musluman kardeşlerimden bu bacınz için dua beklerim rahmane emanet olun
Gönderen : maveranur Tarih: 27-03-2012 - Saat: 04:22:34
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul

''Kim ömründe bir kere kabrimi ziyaret etse denizde boğulmasın, yangında
yanmasın, depremde ölmesin!''

(Aziz Mahmut Hüdai)
Gönderen : Maveranur Tarih: 26-03-2012 - Saat: 19:31:10
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri buyurdu ki: "Ey oğul! Bir mecliste
bulunduğun zaman az konuş. Sana sorulmayan şeye cevap verme. Bir
şey sorulursa cevâbını bilmiyorsan, bilmiyorum de. Bilmediğine, bilmem
demek ilmin yarısıdır. Eğer cevâbını biliyorsan, kısa cevap ver. Sözü
uzatma. Mecliste bulunanlara imtihân için bir şey sorma. Onlarla
münâzara ve münâkaşa etme. Kendini beğenerek en başa, yukarıya
oturma. Edebe çok riâyet eyle. Edepsizlik her zaman ve her yerde
yasak ve sevimsizdir.
Gönderen : zeynep çetin Tarih: 13-03-2012 - Saat: 10:34:10
Ülke : Türkiye
Şehir : kızıltepe
selamün alleyküm ben bozhöyük köyünden zeynep bilalden reçevana fatıma adlı eseri tüm dinleyicilere armağan ediyorum. Allaha emanet olun
Gönderen : GÜLEFŞAN Tarih: 12-03-2012 - Saat: 16:56:01
Ülke : Türkiye
Şehir : MARDİN CEVİZPINAR
israil tam bir katliam yaptı.

İnsanlık bu katliamı izlerken İsrail insanları değil insanlığımızı öldürüyor.

Böylesi bir şiddete kim nasıl dayanabilir?

Gazze’den gelen fotoğraflara iyi bakın.

O karelerde insanlığın bilgiyle, teknolojiyle, siyasetle, akılla, vicdanla inşa etmeye çalıştığı ne varsa onun paramparça olmasıdır.

İnsanlığın çöküşüdür.

İsrail 2009 yılına muhteşem bir açılış yapıyor.

Pek kıymetli, “Müslüman”, büyük kurtarıcı, “zenci” Obama’ya anlamlı bir selam çakıyor.

İslam dünyasının petro dolar zengini Araplar, yağlı kıçlarınızı kaldırın da vanaları kapatın... Hadi...

İmkansız değil mi?

Daha Dubai’de inşa edecek çok proje var...Trilyon dolarlar orada dururken iki Müslüman çocuk ölmüş... Kime ne?

Ismarlanacak süper yatlar, beslenecek nadir atmacalar, kaçırılmayacak ziyafetler var...

Arap dünyası saldırıyı kınamışmış...

Gazze’deki fotoğrafa bakıp hâlâ iştahla yemek yiyen Araplarla aynı dinden olabilir miyiz?

Bizler, bu katliama sessiz kalamayız.

Kalmamalıyız.

İsrail, insanlığa kafa tutarken Allah’ın ipi nerede? Sarılalım...

Ama, önce bulalım o ipi...

Yüreklerimize asılı o ipi yakalamak vicdanımızı yoklamakla mümkün...

Yataklarında öldürülen masum sivillerin Arap veya Yahudi olması neyi değiştirir...

4 yaşında bir kız çocuğu katledildiğinde saf olunacak tek taraf vardır.

Bizler aynı Allah’ın evlatları olamayız.

“Müslümanım” diye ikiyüzlü petrodolarcı “Arap”larla aynı safta duramayacağım...

Onlar İslamsa ben değilim.

Bunların “Selamün Aleyküm”lerine , “ve aleykümüsselam” denebilir mi?

O bombaların tetiklerine basan Yahudilerle aynı insanlığı paylaşmıyorum.

Bu manyak katillerle konuşulacak bir şey olabilir mi?

Verin Mescid-ül Aksa’yı... Yıksınlar... İnşa etsinler ne edeceklerse... Bu kan dursun...

Saf olunacak yer insanlığını yoklayan ve bulabilenlerin yanıdır.

Dinlerin, siyasetlerin, ülkelerin ve milletlerin yanı değil...


Gönderen : maveranur Tarih: 10-03-2012 - Saat: 13:08:42
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul

(Evladınıza ikram edin, nasıl ana babanızın sizde hakkı varsa, evladınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberani]




Gönderen : maveranur Tarih: 06-03-2012 - Saat: 12:07:29
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
Ekmek İsrafını Azaltmak İçin Evlerde Neler Yapılmalıdır ?

■İhtiyaçtan fazla ekmek alınmamalı,
■Ekmek poşette saklanmalı,
■Uzun süreli saklama amaçlanıyorsa ekmeğin derin dondurucuda ve poşet içerisinde saklanmalı,
■Ekmek dilimlenerek tüketilmeli,
■Kuruyan ekmekler israf edilmemeli, içinde az miktarda su kaynayan tencerenin üzerine yerleştirilen süzgeç üstüne konularak tüketilmeli,
■Bayatlayan ekmekler galeta unu veya kurutulmuş ekmek içi şeklinde çeşitli yemek, pasta ve tatlı yapımında kullanılmalıdır.
Toplu Tüketim Yapılan Kuruluşlarda Alınması Gereken Tedbirler

■Toplu tüketim yerleri olan; hastane, yatılı okul, askeri birlik ve öğrenci yemekhanelerinde ‘ekmek israfı önleme planları’ oluşturulması ve hayata geçirilmesi,
■Üretimin talebe göre planlanması,
■Raf ömrü uzun kaliteli ekmek üretilmesi,
■Ekmeklerin fırında veya satış yerinde uygun koşullarda saklanması,
■Toplu yemek tüketim yerlerinde ekmeğin dilimlenmiş veya küçük yuvarlak ekmek olarak verilmesi,
■Self servis tezgahlarında ekmeğin baş tarafta değil, yemeklerden sonra yer alması,
Toplu yemek tüketim yerlerinde, mönüye göre ekmek siparişi verilmesi, artan ekmeklerin daha sonraki günlerde kullanılmasını sağlayacak mönü düzenlemesi yapılması önerilmektedir.


Gönderen : maveranur Tarih: 05-03-2012 - Saat: 16:29:53
Ülke : Türkiye
Şehir : istanbul
Efendimiz'in örnek yetim sevgisi...

Kendisi de bir yetim olan Peygamber Efendimiz, yetim çocuklara sahip çıkıyordu.İşte onlardan birisi: Beşir bin Akra. Hz. Beşir, Uhud savaşında babasını kaybetmişti ama daha sonra öyle bir babaya kavuşmuştu ki, herkes ona imrenmişti...





Peygamberimiz’in yetim çocuklara apayrı bir şefkati vardı. Onlara çok şefkatli davranırdı. Kendisi de yetim olarak büyüdüğü için, yetimliğin ne kadar acı ve zor olduğunu biliyordu. Yetimlere olan merhametinden dolayı, devamlı olarak onları korur, haksızlığa uğradıkları zaman haklarını arardı. Peygamberimiz’in kendi evinden de yetim eksik olmazdı.


Hz. Hatice ile evlendiğinde, Hatice validemizin ölen kocasından Hind isminde bir erkek çocuğu vardı. Peygamberimiz o yetime kendi öz çocuğu gibi bakmış, yetiştirmişti. Yapılan savaşlar sonunda şehit düşen sahabîlerin çocukları yetim kalıyordu. Peygamberimiz bu çocuklara ayrı bir ilgi gösterir, onları yalnız bırakmaz, ihtiyaçlarını karşılardı.


Bazılarını da bizzat kendi himayesine alırdı. Peygamberimiz bir bayram namazından sonra mescitten çıktığında, çocukların neşe ve sevinç içinde oynadıklarını gördü. Bir duvarın dibinde de perişan kılıklı ve mahzun bir çocuk ağlayıp duruyordu. Dikkatini çekti. Doğru onun yanına vardı. "Yavrum, neyin var, niçin böyle üzgün duruyorsun? Arkadaşlarınla birlikte niçin oynamıyorsun?"


Çocuk bir yetimdi. Babası Uhud’da şehit olmuştu. Annesi de başka biriyle evlenince çocuk sahipsiz kalmıştı. Resul-i Ekrem Efendimiz çocuğun elinden tuttu. Başını okşadı, gönlünü aldı. Sevindirici bir haber verdi: "Neden ağlıyorsun? Ben baban, Aişe annen, Fatıma kardeşin olsun, istemez misin? Çocuk sevincinden uçacak gibiydi. Heyecanla, "Nasıl razı olmam, Yâ Resulallah?" diyebildi.


Peygamberimiz çocuğu aldı, evine götürdü. Yedirip içirdi, üstünü başını giydirdi. Karnı tok, sırtı pek olan çocuk bir süre sonra oynayan çocukların arasına karışmak üzere sokağa çıktı. Neden sevinmeyecekti? Babası cennete gitmişti; ama şimdi babasının yerine geçen insan, bütün babaların en hayırlısıydı.


iŞTE ŞiMDi YETiM KALDIM!


Arkadaşları Beşir’in halindeki değişikliği görünce etrafına toplandılar. Merakla sordular: "Sen daha önce ağlayıp duruyordun. Şimdi nasıl oldun da bu hale geldin?" Beşir cevap verdi: "Açtım, doydum; çıplaktım, giyindim; yetimdim, Resulullah babam, Aişe annem oldu."


Bunun üzerine diğer çocuklar Beşir’e gıpta ederek şöyle dediler: "Ne olaydı, keşke bizim de babalarımız Uhud’da şehit olaydı da, biz de öyle bahtiyar bir babaya kavuşmuş olaydık." Peygamberimizin vefatına kadar Beşir bin Akra onun yanında kaldı.


Peygamberimiz ebedî âleme göçtükten sonra Beşir için asıl yetimlik başlamış oldu. Şöyle ağlıyordu: "İşte şimdi yetim kaldım, işte şimdi garip oldum." (A. Şahin’den) Yetimin sadece başını okşamak bile çok büyük bir sevap ve cennet müjdesidir. Efendimiz bu sevabı şöyle ifade buyururlar:


"Kim sırf Allah rızası için şefkatle yetimin başını okşarsa, elinin değdiği saçlar sayısınca ecir ve sevap kazanır. Yanındaki yetime iyilik yapan kimse ile ben şu iki parmak gibi Cennette beraber olacağız." Daha sonra da orta parmağı ile işaret parmağının aralarını açarak gösterdi. Evet annesini, babasını kaybetmiş yetimler bizim de evladımızdır.


Şöyle bir etrafımıza bakalım. Çevremizde böyle çocuklar varsa onlara sahip çıkalım. Az önceki hadisi beraber okuduk. Unutmayın, yetim ve öksüze yardım edenler, cennette Peygamber Efendimiz’le beraber olma şerefine nail olacaklar. Ne mutlu onlara!



Gönderen : MARDİNLİ TUANA Tarih: 03-03-2012 - Saat: 21:15:40
Ülke : Türkiye
Şehir : MARDİN MERKEZ
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, güneş görmüş kar tanesi olur, erirdim. Sen göğüm olurdun, ben de yıldızın… gündüzlere döner, yürür giderdim.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, kuru ağaçta sallanan yaprak olur, titrer dururdum. Sen toprağım olurdun, ben de yaprağın… dalda durmaz düşer, sana dokunurdum.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, ılık bir meltem olur, köşe bucak demez eser dururdum. Sen gülüm olurdun, ben de bülbülün… sana söyleyecek yüzlerce nağme bulurdum.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, çok çiçekli bahar olur, sana koşardım. Sen dalım olurdun, ben tomurcuğun… rüyasına girerdim bin bir çocuğun.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, bulutuna kavuşmuş yağmur olur, seni arardım. Sen yuvam olurdun, ben yavru kuşun… uçar gelir, kenarına konardım.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, sahilini bulmuş dalga olur, dururdum. Sen denizim olurdun, ben de tek damlan… büyüklüğünde küçüklüğümü bulurdum.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, yıldız yüzlü bir çocuk olur, yine beklerdim. Sen çiçeğim olurdun, ben kelebeğin… kırılsa kanadım, gölgende emeklerdim.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, parmaklarından akan suyu kana kana içerdim. Sen pınarım olurdun, ben yanık kuzun… içtikçe kendimden geçerdim.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin, aşkınla hilal olur, parçalanırdım. Sen güneşim olurdun, ben de yıldızın… ışığını aldıkça aydınlanırdım.
Efendim…
Sen bir gece gelseydin. Bir kerecik gelseydin… yok yok! Keşke her gece gelseydin…

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67
Sayfa: 1 / 67 Toplam Mesaj : 802

 

 

2009 © Tüm Hakları Saklıdır.
Tel. - Fax: 0.482 213 20 91  -  Tel : 0.482 213 20 92
www.cemrefm.com | Gönle Düşen Cemreyiz..